Bir Bilim Adamının Romanı Özeti
Bir Bilim Adamının Romanı, Oğuz Atay'ın İTÜ İnşaat Fakültesi'nden hocası olan Prof. Dr. Mustafa İnan'ın yaşam öyküsünü anlattığı romanıdır. Kitap İletişim Yayınları'ndan çıkmıştır ve 270 sayfadan oluşmaktadır.
Olaylar, Fakülte giriş sınavı sonuçlarını öğrenmek isteyen öğrencilerin sıraya girmesiyle başlar. Sırada konuşması ve tavrıyla Mustafa İnan'a benzeyen bir çocuk daha var. Diğer çocuklar ona bakarak sınavı geçemeyeceklerini düşünürler. Bitişik binada ise Türkiye Bilim ve Teknoloji Kurumu ödülleri takdim edilmektedir. O sırada bilime ilgi duyduğu anlaşılan orta yaşlı bir adam çocuğun yanına geldi ve ona Mustafa İnan'dan bahsetti. Bu törenle Mustafa İnan'a vefatının dördüncü yılında Bilim Hizmet Ödülü takdim edilecek. Bu tören ve orta yaşlı adam aracılığıyla çocuk, Mustafa İnan hakkında çok şey öğrenir.
İşte burada Mustafa İnan'ın hayatı devreye giriyor. 1911 yılında posta işçisi Hüseyin Avni Bey'in oğlu olarak dünyaya geldi. Anadolu'da bu yıllarda ailenin ilk altı çocuğu tıbbi imkansızlık ve salgın hastalıklar nedeniyle öldü. Bu nedenle Mustafa İnan'ın hayatı ailesi için bir mucizedir. Mustafa genç yaşta çatıdan düştü ve ölmediği için ailesi şükretti. Belki de bu yüzden küçük, kırılgan ve ihmal edilmiş bir çocuk olarak büyütüldü. Fransızlar Adana'yı işgal etti. Mustafa'nın çocukluğu Birinci Dünya Savaşı yıllarına denk gelir. Açlığın ve sefaletin hüküm sürdüğü bir ülkede Mustafa da zayıftı. Küçük yaşta bu zorlukları yaşadığı için olgun ve onurlu bir çocuk olarak büyüdü. Mustafa çocukken babası çalışmak için başka şehirlere gitmek zorunda kalmış, annesi ise düşman işgali altındaki bu şehirde çocuklarıyla birlikte kalmıştır. Bir süre sonra dayanamayıp çocuklarını da alıp bu şehirden kaçmış. Konya'ya yerleştiler. Konya'da geçim sıkıntısı çeken bir anne, Mustafa'yı bir kuyumcuya verir. Bir kuyumcuda çalışan Mustafa aynı zamanda okuyor. Mustafa, Mevlana'nın etkisiyle kurgusal olmayana ilgi duymaya başlar.
O zorlu ve kafa karıştırıcı savaş yılları Mustafa'yı erken olgunlaştırdı. Öğrencilerin okuma şevki ile sadece kendine değil, arkadaşlarına da yardımcı oluyor. Konuları anlamayan arkadaşlarına dersi anlatırken onları adeta anlaşılır hale getirir. Okuma tutkusu çevresinde fark edilmeye başlandı. Arkadaşlarını okumaya teşvik eder, ufkunu açar.
Mustafa 19 yaşına geldiğinde babasının ölümüyle sarsılır. Bütün ailenin yükü ve desteği Mustafa'nın üzerine düştü. Mustafa bilim insanı olmak istiyor. Mustafa bu bilgi ve altyapıya sahip olmasına rağmen ailesini geçindirmek için para kazanmasının en kolay olduğu bir fakülteyi seçmeyi düşünmektedir. Liseyi de birincilikle bitirdi. Çok zeki ve çalışkan olduğunu bilen arkadaşları fakülteye gitmeyi kabul etmezler ve onu gizlice mühendislik fakültesine kaydettirirler.
Mühendislik Fakültesi'ne başlayan Mustafa, derslerinde çok başarılı. Öğretmenleri bile ona Yardımcı Doçent diyor. Öğrenciyken bir ideali vardı. Bildiklerini öğretmek öğretmektir. Almanca dil kursuna masrafları kendisine ait olmak üzere gider. Adım adım ideallerine doğru ilerliyor. Pozitif ilimlerde kendini geliştirmekte, lise öğrencilerine ders vererek masraflarını karşılamakta ve ailesinin geçimini sağlamaktadır. Üniversitenin ve akademilerin başarısızlığını çok iyi görüyor. Mustafa'nın ders verdiği lise öğrencilerinden biri de Jale'dir. Yale ile üst düzey bir öğretmen-öğrenci ilişkisi var. Zamanla o ve Jale yakınlaşmaya başlar. Jale, eğitimini ilerletmek için Almanya'ya gider. Mustafa ise Jale'nin ailesini sürekli ziyaret eder ve ailesine karşı samimidirler. Aynı zamanda Jale ve Mustafa arasında bir yazışma başlar. Mustafa bir süre sonra yurtdışında okumak için İsviçre'ye gider. Oradayken Jale'yi ziyaret eder.
Önce Mustafa İnan İstanbul'a döndü, ardından Jale Hanım evlenmeye karar verdi. Jale Hanım, zengin bir aileden gelmesine rağmen ailesine bakmak zorunda olan Mustafa ile evlenmeyi kabul eder. Evlilikleri, maddi zorluklar ve Mustafa'nın ailesi nedeniyle biraz karmaşıktır. Evliliklerinin ilk yılları da oldukça zordur. Mustafa İnan zaman zaman zengin olmanın yollarını keşfetse de bu yollardan hoşlanmaz. İsviçre'de çalışma koşulları çok iyi ve refah hüküm sürüyor ama bu teklifi kabul etmeyi ülkesine ihanet olarak görüyor. Tek hedefi üniversitede profesör olmak ve ülkesine hizmet etmektir. Evleri çalıştığı okula uzak olduğu için işe yürüyerek geliyor ama başka bir imkan kullanmıyor. Görev yaptığı üniversiteye büyük katkılar sağlamaya başladı.
Üniversitede ilk doktorasını alır ve ilk kürsüsü kurar. Üniversite için canla başla çalışır, eve yorgun ve geç gelir ve sağlığı için çalışmalarını feda eder. Bir yandan konusuyla, diğer yandan edebiyat, felsefe, tarih, dil, matematik ve okumayla ilgilenir. Yahya Kemal'in tartışmalarına katılır. Ayrıca öğrencilerini birçok yönden eğitmeye çalışır. Öte yandan makaleler yazıyor ve araştırmalar yapıyor. Türkiye'den diğer ülkelere beyin göçü Mustafa İnayı çok rahatsız ediyor. Bu mesele onun için bir memleket meselesidir. Mustafa İnan Hoca kendisini cumhurbaşkanı yardımcısı ve bakan olarak teklif ediyor ama kendini bilime ve öğretime adadığı için bu tekliflerle ilgilenmiyor. Ömrünü hep maddi sıkıntılar içinde geçirdi. Hayatının son döneminde evin sahibidir. Evin borçlarını ödeyemediği için üzgündür. Çünkü parayı ve borcu hiç sevmez. Bir kış günü Hoca Mustafa hastalanır. Tedavi için Almanya'ya gitmesi gerekiyor. Yurt dışında tedavi olmaktansa evde tedavi olmak istiyor. Almanya'da bir öğretmene lösemi teşhisi kondu. Ancak İnan'ın bu teşhisten haberi yoktur. Öğrencileri ile buluşmak için Türkiye'ye döneceği günü iple çekiyor. Hastalığı iyi seyreden ve morfinle ağrıları hafifleyen İnan, 5 Ağustos 1967 sabahı uyanamayarak hayatını kaybetti.
Tüm hayatını kendi ülkesinde yaşamak ve ölmek isteyen bu adam, Frankland'da öldü. Hoca'nın vefatından sonra kocası Jale Hanım'ın yüklü miktarda borçları vardır. Hatta öldüğü hastaneden sadece üç gün sonra çıkarılmış ve oğlu Hüseyin onu yıkayıp defnetmiş. Değeri vefatından sonra anlaşılan Mustafa İnan için bütün ülke yas tuttu.




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder