"Hunger" ya da Türkçe adıyla "Açlık", genç bir yazar adayının Kristiania şehrinde dolaşırken yaşadığı hikayeyi anlatır. Kirasını nasıl ödeyeceği, bir sonraki yemeğini nereden bulacağı ve yazılarını yerel gazeteye nasıl satacağı konusunda endişelenir. Bazen bir makale satar ve biraz yiyecek alır, ancak yoksulluktan gerçekten kurtulacak kadar değil. Açlık neredeyse onu deliliğe sürükler. Kendi kendine konuşur ve etrafındaki insanları korkutur. Çeşitli işlere başvurur, ancak her seferinde reddedilir. Bir kıza aşık olur, ancak aşkı sadece aşağılanmayla sonuçlanır. Kendini saygın bir toplum üyesi gibi gözükmeye umutsuzca çalışır, ancak açlıkla zayıflamış görüntüsü ve dağılan kıyafetleri, içinde bulunduğu korkunç durumu gizlemesini imkansız kılar. Kendini lanetler ve Tanrı'nın neden onu bu kadar acı çekmeye seçtiğini merak eder. Sonunda, İspanya'ya giden bir gemide güverte işçisi olarak şehirden kaçar.
Kitabın, ya da aslında olmamasının, bir hikaye olması nedeniyle bazıları bunun hiçbir şey hakkında bir kitap olduğunu düşünebilir, ancak bu kesinlikle doğru değildir. 'Açlık' aslında çok katmanlı bir romandır ve farklı şekillerde yorumlanabilir.
Romanın ana teması, aslında Hamsun'un diğer tüm romanlarında da ortak bir tema olan olağanüstü birey ile toplum arasındaki çatışmadır. Romanın adı belirtilmeyen kahramanı, hikaye boyunca toplumda yerini bulmaya çalışır. Bunu yazar olarak kendini kanıtlayarak ve çeşitli işlere başvurarak yapar. Ancak toplum, onu reddeder. Gözlük kullandığı için itfaiyeci olarak iş bulamaz ve başvuru mektubundaki tarihi yanlış yazdığı için muhasebeci olarak işe alınmaz. Bir yazar olarak biraz daha başarı elde eder çünkü bazı makaleler satar, ancak yazmak istediği ana hikayeler hiçbir zaman tamamlanmaz.
Romanın içerisinde aynı zamanda bir iç mücadele de vardır. Kahraman için hiçbir şekilde onuru kaybetmemek son derece önemlidir. Hiç parası olmadığında bile ceketini rehine verir ve bir dilenciye biraz para verebilsin diye. Bir gece hapishanede kalırken, korkunç bir açlıkla bile evsizlere sağlanan kahvaltıyı reddeder. İnanılmaz bir inatla onurunu korumayı reddeder. Sonunda, sevdiği kız ona para göndererek yardım etmeye çalıştığında, tek şekilde onurunu koruyabileceğini hisseder ve şehri terk etmekten başka bir yol olmadığını düşünür.
'Açlık', aynı zamanda sanatsal bütünlük ve kendi kendine yeten bir sanatçının önemine dair bir hikaye olarak da görülebilir. Bir yazarın zorluklarını nasıl anlatabilirsiniz ki, bir yazarın kendi kalemini yemesinden daha iyi bir yol var mı? Romanın ilginç bir yönü daha vardır, kahramanın kendi dilini ve gerçekliğini yaratmaya olan takıntısı. Gerçek benliğini gizlemek için yalanlar söyleyen ve farklı kişilikler uyduran bir tür aldatıcı olur. Romanın bir noktasında, yeni bir kelime icat eder: 'Kuboaa'. Bu yeni kelimeyi icat etmekten gurur duyar ve büyük bir öneme sahip olduğunu düşünür, ancak kelimenin anlamını bulamaz ve bu başarısızlık umutsuzluk hissiyle sonuçlanır. Kelimenin ne anlama geldiğini değil, ne anlama gelmediğini tanımlayabilmek, bir yazarın sanatsal değerini ve bireyselliğini bulma mücadelesini simgeler. Aşık olduğu kızın gerçek adını kullanmak yerine, kendi uydurduğu bir isim olan Ylajali olarak adlandırmayı tercih eder.
Bu romanı yorumlamanın başka bir yolu da bir aşk hikayesi olarak görmektir. Ylajali adını verdiği gizemli kız, romanın dört bölümünde de ortaya çıkar ve bir şekilde tüm roman onun etrafında döner. Sevdiği kız ona para göndermeye çalıştığında, hikaye aniden sona erer. Sevdiği kızdan para almak, anti-kahraman için son damladır. Onurunu korumanın tek yolu her şeyi geride bırakmaktır.
Son olarak, romanın kahramanının hikayenin sonunda Kristiania şehrini terk etmesi de büyük bir öneme sahiptir. Hamsun'un daha sonraki romanlarında, şehir hayatını reddeder ve insan ile doğa arasındaki mistik bağı benimser. Hamsun'un moderniteye duyduğu antipati ve doğa ile bağlantılı daha basit bir yaşam isteği, 1920'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandığı ünlü romanı 'Toprakta Büyüme'de büyük bir tema haline gelecektir.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder